Vazgeçilmez

VAZGEÇİLMEZ

Kalem akıp gidiyor
Ve ince bir melodi dağıtırcasına
ortalığı kasup kavuruyor,
mutlu olmaktan yoruldum.
Yine de hayattan vazgeçmiyorum.
Ta ki beni buradan atasıya kadar
başka bir kent de yaşıyorum.
Nereye baksam döl yuvası,
amaçsız ve sapmalı öyküler,
teşhir ediyor süzülen bir güvercin
kendini pazarlıyor masum denilen gençlik,
ve her yerde rahat bir yaşam
ve gelecek mutlu olacak,
diye bir yargı aşılanıyor.
Ve güzel bir kadın seslendiriyor şarkısını,
ama önce kendini sunuyor bereket tanrılarına,
aşağılık bir kurban edasıyla dansını sunuyor.
Ve gülümsüyor içten duygularıyla,
o mutlu ve hayatından memnun.
Çünkü alıcısı olacak bir süre sonra,
o kucaktan bu kucağa atılırken
ben aşığım nidaları süzülecek
yalancı dünyanın semalarına.
Ben özgürce yaşıyorum ve hayatımı
kendim kazanıyorum diyecek bir yerlerde.
Kimse ona gerçeği sunmayacak
ve dile getirmeyecek
bu acı dizeleri yazan şair bozmasıda
onu yatağa atmak isteyecek
ve hayvansal bir içgüdüyle gerçeği
o bilindik gerçeği aktarmayacak.
Sen orospulaştın demeyecek
sen duygularını ve bedenini
kendi arzularına satıyorsun da
ben aşığım ve özgürüm gibi
kelimelerle gizliyorsun gerçeği demeyecek.

Adi ve tekdüze gelişen hayatın
şablonları da değişmiş.
Tutsak edildiğimiz kalıpların,
sınırlarından çoktan uzaklaşılmış.
Ve artık yeni bir filim vizyona giriyor.
Uzaklaştırmak istiyor beni özümden
sevdalarımdan ve kavgamdan
ayaklarım onun ayaklarına uymuyor,
rüyalarım uçup gitmek istiyor.
Beni istiyor yine de o kavgalı filim,
ben kopuyorum her defasında
işte o an yine kaçmak duygusu,
git diyor, yok et herşeyi.
Sen burada bir mecusi, bir fani,
o beni yok etmeye çalışıyor
ben diyorum yok olmayacağım,
kaybolmadan dirileceğim
ve bu hayattan vazgeçmeyeceğim.

Erhan-03

 

Published in: on Nisan 23, 2015 at 2:54 am  Yorum Yapın  

Victor Deme – Djon Maya

Published in: on Mart 8, 2011 at 6:33 am  Comments (1)  
Tags: , , , , , ,

Mor Karbasi – Judia

İsrailli Ladino şarkıcısı Mor Karbasi nin insanın yüreğini yakan parçası Judia.

Ama acaba gerçekten insanı etkileyen Karbasi nin ağıtı mı yoksa şarkının klibi mi ? Klip 2004 yapımı Bahman Ghobadi nin yazıp yönettiği Turtels Can Fly (orjinal adı Lakposhtha parvaz mikonand) filminden alınan insanın içini burkan görüntüler eşliğinde sunuluyor. Film Amerikanın Irak’ı işgalinden 2 hafta öncesi ve işgal edilişini anlatıyor. Şiddetle tavsiye olunur.

Ladino hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse ; İber yarımadasının (İspanya ve Portekiz) Endülüslerin elinden çıkıp İspanyol ve Portekizlilerin eline geçtiği 1492-1497 yılları arasında o bölgeden kovulan yahudilerin kullanmış olduğu dildir. 15.yy ispanyolcası ve ibranice karışımı bir dildir.

 

Mor Karbasi – Rosa

1986 doğumlu İsrailli Ladino şarkıcısı Mor Karbasi nin insanın içine işleyen parçası Rosa. Annesi Fas kökenli Nasıralı bir yahudi, babası İran kökenli bir yahudidir.

Ladino hakkında kısaca bilgi vermek gerekirse ; İber yarımadasının (İspanya ve Portekiz) Endülüslerin elinden çıkıp İspanyol ve Portekizlilerin eline geçtiği 1492-1497 yılları arasında o bölgeden kovulan yahudilerin kullanmış olduğu dildir. 15.yy ispanyolcası ve ibranice karışımı bir dildir.

Published in: on Şubat 9, 2011 at 8:29 am  Yorum Yapın  
Tags: , , , , , , , , , , , ,

Andrés Segovia – Recuerdos de la Alhambra

İspanyol bestekar Francisco Tarrega (1852-1909) tarafından İspanyanın Granada kentinde bulunan ElHamra Sarayına ithafen bestelenen ElHamra Hatıraları anlamına gelen ve İspanyanın Endülüs kökenli 20.yy ın en büyük gitarcısı olarak kabul edilen Andres Segovia (1893-1987) tarafından yorumlanan çok dokunaklı bir eserdir.

Idir – Karen Matheson – A Vava inouva



Cezayir doğumlu Idir, Fransa’da yaşıyor. Fransızca ve halen Cezayir’in bazı kesimlerinde ve Kuzey Afrika’nın bazı kabileleri arasında konuşulan Berberi dilinde şarkılar söylüyor. Karen Matheson ile düet yaptığı “A Vava Inouva “. Berberi dilinde ” Küçük Adamım ” anlamına geliyor.

Published in: on Şubat 8, 2011 at 2:18 pm  Yorum Yapın  
Tags: , , , , , , , , , , , ,

Duino Ağıtları – İkinci Ağıt

Duino Ağıtları – İkinci Ağıt

Her melek korkunçtur.Ve buna karşın, ne acı
Şarkım yine sizlere, ey ruhun neredeyse ölümcül kuşları,
Tanısa da sizleri.Nerede artık Tobias’ın yaşadığı günler,
Parlayanlardan birinin basit bir evin kapısında durduğu?
Biraz kılık değiştirimiş yolculuğa ve artık korkunç olmadığı.
(Merakla dışarıya bakan gencin karşısında bir genç)
O büyük melek, o tehlike getiren şimdi yıldızların ardından
Bir adım inip de aşağılara, çıksaydı şimdi karşımıza
Çarpan kalbimiz parçalardı bizi.Kimsiniz sizler?

İlk kusursuz yaratıklar, hilkatin gözdeleri,
Tüm yaratılanların tan kızılı dağ dorukları,
Çiçekler açan tanrı varlığının çiçek tozları,
Işığın eklemleri, geçitler, merdivenler, tahtlar,
Öçlerden mekanlar, sevinç kalkanları,
Fırtınalı coşkun duyguların kargaşası.Ver herbiri birdenbire, birer
Ayna : Dışarı yansıttıkları kendi güzelliklerini
Geri almaktalar kendi benliklerine

Ya bizler, hissederek eriyip gidiyoruz.Ah,
Her soluk verişte biraz daha eksiliyoruz.Korlaştıkça
Güçsüzleşiyor dumanımız.Söyleyebilir bize biri:
Evet damarlarımdaki kan olmaktasın sen, bu oda, ilkbahar
Dolmakta senle…Neye yarar alıkoyamaz ki bizi,
Onun içinde, onu saran mekanla birlikte yok oluruz.O güzel insanlar da yokolurlar.
Kim alıkoyabilir ki?Durmaksızın görüntüleri
Beliriyor yüzlerinde ve ayrılıyor.Sabah vakti otlardan ayrılan çiğ gibi
Ayrılıyor bizden bizim olan da, sıcak bir yemekten yükselen
Buğu sanki.O gülümseme nerede artık?O bakışlar:
Kalbin yeni, sıcak ve kaybolan dalgası-;
Ne acı:varolmaktayız buna karşın.tat katmadık mı
İçinde eriyip gittiğimiz evrene bizler?Melekler
Yalnızca benliklerinden akıp gidenleri mi
Geri almaktalar, yoksa bazen yanlışlıkla
Bizlerin varlığının bir parçasını da mı?Yoksa bizler de
Karıştık mı onların yüz ifadelerine, yüzlerindeki belirsizlik gibi
Hamile kadınların?Farketmiyorlar bunu girdabında
Kendilerine dönüşlerinin.(Nasıl farketsinler ki zaten)

Sevenler anlayabilseydiler bunu, gece vakti
Büyülenmişçesine söyleşebilirlerdi aralarında.Çünkü herşey görünmekte
Bizi gizlermişçesine.Bak, ağaçlar varolmaktalar; evler ki,
Barındığımız içlerinde, varolmaya devam etmekteler.Yalnızca bizler
Akıp gidiyoruz herşeyin önünde, solurken alıp verilen havaymışcasına.
Herşey birleşmiş adeta bizleri görmezlikten gelmeye.Biraz
Utancıyız onların belki, biraz da dile getirilemez ümitleri.

Sevenler, sizlere, birbirlerine yetenlere
Soruyorum bizleri.Kavrıyorsunuz birbirinizi.Kanıtlarınız var mı?
Bakın, bazen öyle oluyor ki, kenetli ellerim
Hissediyorlar birbirlerini ya da aşınmış yüzüm
Sığınmakta aralarına.Bu hissettirmekte bana biraz
varlığı.Fakat kim cesaret edebilir ki, bu kadarıyla varolmaya?
Fakat sizler, birbirinizin coşkusunda
Büyüyen, biriniz bitkin, diğerine şöyle yalvarıncaya değin:
yeter artık -;Sizler ellerinizle birbirinizin
Daha da zenginleşmektesiniz, bereketli bağbozumları gibi;
Sizlere, güçten düşenlere, diğeriniz güçlendikçe

Sizlere soruyorum bizleri.Biliyorum
Mutlulukla dokunuyorsunuz birbirinize, okşayışlar koruduğu için
Kaybolmadığı için sizlerin, ey şefkatliler, dokunduğunuz yerler;
Hissettiğiniz için dokunarak salt akışı.
Böylece neredeyse sonsuzluğu vaadetmektesiniz birbirinize,
Kucaklaşarak.Fakat ilk bakışların
Korkunçluğuna dayanabilirseniz eğer, penceredeki özleme
Ve ilk birlikte yürüyüşe, bir kez olsun bahçede:
Ey sevenler, sevmekte misiniz hala?Sizler
Birleşince dudak dudağa ve başlayınca karışmaya-:İçki içkiye:
Eyvah, yitirmekte kendilerini içenler bu eylemde.

Hayrete düşürmüyor mu sizi, Attika stellerindeki çekingenlik
İnsan tavırlarının? Sevgi ve veda değil miydi
Omuzlarda hafifçe yüklenen?Sanki bizlerden
Farklı bir özden yapılmışçasına.Elleri hatırlayınız,
Güçle dolu olmasın karşın gövdenin, yumuşakça dokunan.
Kendilerine hakim olanlar biliyorlar: o kadar uzak ki bize
Birbirimize böyle dokunmak; daha güçlü
Dokunurlar bize tanrılar.Fakat bu onların bileceği iş.

Bulabilseydik keşke, saf, sınırlı, dar,
İnsani, bize ait verimli bir toprak parçası
Irmak ve kıyılar arasında.Çünkü aşmakta bizi kendi kalbimiz
Tıpkı onlar gibi.Ve ona artık bakamıyoruz.
Bakamıyoruz kalbimizi yatıştıran görüntülere, daha da ötesi
Tanrısal gövdelere, kendi sınırlarını bulmuş.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Süha Ergand

Published in: on Aralık 17, 2009 at 5:37 pm  Yorum Yapın  
Tags: , , , ,

Duino Ağıtları – Altıncı Ağıt

Duino Ağıtları – Altıncı Ağıt

İncir Ağacı, öteden beri anlam yüklüdür gözümde
senin çiçek açmaya nerdeyse hiç yer vermemen
ve tam vaktinde kesin kararlı meyveye,
övgüsüz, iletivermen en katkısız sırrını.
Eğik dalın, çeşme borusu gibi, sürer özsuyu hep
aşağı doğru ve yukarı: uyanmış uyanmamışken,
sıçrar uykusundan en tatlı başarının mutluluğuna.
Bak: kuğudaki tanrı gibi.
…Bizse geç kalırız,
ah, çiçeklenmeyle övünürüz; çoktan açığa çıkmış,
gireriz ertelenmiş özüne son meyvemizin.
Eylemin basıncı pek az kimsede öyle güçlü yükselir ki,
gece havasınca baştan çıkaran çiçeklenme ayartısı
ağızlarının gençliğine dokununca, göz kapaklarına dokununca,
parıl parıl yanan yürekleriyle hep dururlar sımsıkı:
belki ancak kahramanlarda ve erken ayrılmaya seçilenlerde-
bunların, bahçıvan Ölüm başka türlü bükmüş damarlarını.
Fırlar ileri bunlar: önünde giderler fatih gülümseyişlerinin,
usul biçimli Karnak kabartmalarındaki o
üstün gelmiş hakanın atları gibi tıpkı.

Şasılası bir yakınlık görülür erken ölenlerle kahraman arasında.
Süre ilgilendirmez onu. Kahramanın yükselişi varlıktır. Hiç
durmadan ilerleyerek, girer değişmiş takım yıldızına
sürekli tehlikelisin: Onu pek az kimse bulur orada. Oysa yazgı,
bizi karanlık karanlık gizleyen, kendinden geçip ansızın.
türküler onu taşkın dünyasının fırtınası içine.
Kimse yok onun gibi duyduğum. Birdenbire,
akan havayla gelen karanlık yankısı yarar geçer beni.

Derken nasıl gizlenesim gelir bu özleyişten: keşke ah,
keşke bir küçük oğlan olsaydım, ona yaklaşsaydım, otursaydım
dayanıp gelecekteki kollara, Samson’u okusaydım: anası
önce nasıl hiçbir şey doğurmamış ve sonra doğurmuş her şeyi.

O daha senin karnındayken, ey ana, kahraman değil miydi,
senin karnında başlamadı mı hakanca seçmesine?
Binlercesi kaynardı dölyatağında, O olmayı arzulardı,
oysa bak: kavrayıp atardı,seçerdi, elinden gelirdi bu.
Sütunları devirdiyse, senin gövdenin dünyasından
daha dar dünyaya fırlarken oldu bu: orda
seçer dururdu hep, eylerdi. Ey kehraman anaları,
ey azgın ırmakların kaynakları! Siz, yüreğin ta
kenarından, ağlayarak, genç kızların çoktan
atıldığı vadiler: oğula sungu olmaya.
Kahraman hışımla geçerken sevgi duraklarından,
uğrunda çarpan her yürek ancak yukarı kaldırırdı onu:
öteye döner dönmez, gülümseyişlerin bittiği yerde dururdu,
bir başkası.

Rainer Maria Rilke
Çeviren: A.Turan Oflazoğlu

Published in: on Aralık 17, 2009 at 5:35 pm  Yorum Yapın  
Tags: , , , ,

Duino Ağıtları – Üçüncü Ağıt

Duino Ağıtları – Üçüncü Ağıt

Sevgiliyi türkülemek başka şey, ah,
kanın gizlenen, suçlu ırmak tanrısını başka.
Kızın ta uzaktan tanıdığı, sevgilisi, ne bilir
o Tutku Hakanını: hani sık sık, kendi yanlızlığından,
daha kız dindirmeden onu, – kız sanki yoktu sık sık-
ne bilinmez derinliklerden, ey, kaldıran tanrılığını, geceyi
sonsuz gürültüye boğan.
Ey, kanımızdaki Neptün, ey onun korkunç üççatallısı!
Ey, bağrının karanlık yeri sarmal bağadan!
Dinle, nasıl oylum oylum oyar kendini gece. Sizi yıldızlar,
sizden doğmazmı sevenin aldığı tat
sevgilinin yüzünden? En duru yıldızlardan gelmez mi
İçten bakışı, en duru yüzüne sevgilinin?
Sen değilsin, ah, anası değil
onun kaşlarını böyle kuşkulu kemerleyen.
Senin üstünde, onu duyan kız, senin üstünde
takınmadı bu verimli kıvrım dudakları.
Gerçekten sanır mısın, onu böyle sarsan
usul gelişindi, senin, ey tan yelince gezen?
Gerçek, ürkü salardın yüreğine; ama daha eski ürküler
doluşurlardı içine, o parçalayan dokunmayla birlikte.
Çağır onu… o karanlık arkadaşlıktan pek çağıramazsın.
Elbet ister o, kurtulur da; sıkıntısı dinince,
yerleşir ta en iç yüreğine senin ve başlar orda kendine.
Ama hiç kendine başladımı ki?

Ama, onu sen küçük yaptın, sendin ona başlayan;
o yeniydi sana, o yeni gözler üstüne gerdin
güler yüzlü dünyayı; yabancı olanı dışarıda tuttun.
Nerde, ah, o yıllar, hani ince varlığınla
durdurdun önünde, kabaran uçuruma bırakmazdın onu?
Çok şeyi sakladın ondan böylece; gece kuşkulu odayı
zararsız kıldın; sığınaklarla dopdolu yüreğinden
katıp karoştırdın insan uzayıyla onun gece-uzayını.
Karanlığa değil, hayır, senin daha yakın varlığına
koydun gece-ışığını; o da sanki dostluktan ışıldadı.
Tek gıcırtı yoktu ki bir gülümsemeyle açıklayamasın;
döşeme ne zaman böyle davranır, sanki ta eskiden bilirdin.
Ve seni dinler o, yatışırdı. Bu denli yararlıydı
senin usulca kalkman; uzun örtülü yazgısı
çekilir dolabın arkasına; ve yavaşça yer değiştiren
tedirgin geleceği, uydurdu kendini perdenin kıvrımlarına.
Öyle yatarken o, rahatlamış,
senin usulca biçim vermenin tatlılığını
uykulu göz kapaklarının altında ilk uykuyu eritirken:
korunan birine benzerdi… Oysa içerde: kim durdurabilir,
kim önleyebilirdi içindeki kaynağınsellerini?
Ah, öngörü yoktu bu uyuyan kişide; uyurdu,
ama düş görürdü, ama ateşler içinde: neydi başladığı böyle!
O, yeni olan, ürkek, nasıl dolaşırdı
İç eylemin durmadan uzayan filizlerine,
ilkel örnekler içre kıvrılmış eylemin, boğan bitkiler içre,
yırtıcı hayvan biçimleri içre. Nasıl koyverirdi kendini-. Severdi
iç evrenini severdi, içerdeki yabanı,
en eski ormanı ta içindeki; sessiz yıkıntısı üstünde bu ormanın,
yüreği durdurdu, açık yeşil. Severdi. Onu bıraktı, girdi
kendi köklerinden o büyük kaynağa,
küçücük tohumunun çoktan sona erdiği yerde. Seve seve
indi daha eski kana, hala atalarını tıkınan vadilere,
korkunçluğun gizlendiği derinliklere. Ve her türlü
bilirdi onu, göz kırpardı, beklercesine.
Evet, gülümserdi korkunç… Sen
az gülümsemişsindir öyle tatlı, ana. Nasıl sevmesin onu,
kendine gülümseyeni? Onu
senden önce severdi; sen oğlunu karnında taşırken bile,
oğulcuğu hafifleten sudaydı o, erişmiş.

Bak, biz yalnızca tek yılla sevmeyiz
çiçekler gibi; yürür kollarımızda,
bizi severken, o bengi özsu. Ey genç kız,
bu : içimizdeki sevdiğimiz, tek kişi, gelecek kişi değil,
sayısız kaynayanlardır bütün; yalnız tek çocuk değil,
bütün babalardır, dağ yıkıntıları gibi dinlenen
derinliklerimizde; bütün kurumuş ırmak yataklarıdır
geçmiş anaların-: bütün sessiz
görünümdür açık yada bulutlu
yazgı altındaki-: buydu, genç kız, seni önleyen.

Ve sen kendin, nerden bileceksin-, ta geçmiş çağları
uyarırdın sevgilinde. Ne duygular taşardı
göçmüş varlıklardan! Onda ne kadınlar
nefret ederdi senden!
Ne uğursuz adamlar
diriltirdin damarlarında gencin! Ölü çocuklar
çırpınırdı sana doğru… Ah, usulca, usulca
bir şey yap onun uğruna, güvenli bir gün işi- götür onu
bahçeye yakın, ver ona geceler
üstünlüğü…………….
Tut onu…………….

Rainer Maria Rilke

Published in: on Aralık 17, 2009 at 5:33 pm  Yorum Yapın  
Tags: , , , ,

Sen Olmak İstiyorum

Sen Olmak İstiyorum

“ICH WİLL DU SEIN”

sessiz rüyalar görmek istiyorum
ve onların zarif parlaklığıyla
odamı kabule süslemek istiyorum

ellerinin ellerim
ve saçlarımın üstünde olan duasını
geceme götürmek istiyorum

insanlarla konuşmak istemiyorum
böylece sözlerinin yankısını
(ki o bir sır gibi beni titretir ve sesi varlıklı kılar)
kaybetmeyeceğim

ve akşam güneşinden sonra
hiç bir ışıkta
daha fazla görmek istemiyorum
gözlerinin ateşinde tutuşan
binlerce sessiz kurban için

içinde kabarmak istiyorum
bir çocuk duası gibi
sevinçle bağırılan sabahta
bir fişek gibi
en yalnız yıldızda

ben
sen olmak istiyorum

Rainer Maria Rilke
Çeviren: Turuncu

Published in: on Aralık 17, 2009 at 4:40 pm  Yorum Yapın  
Tags: , , ,